Prof. Dr. Arzu Karaman Koç: Uykuda solunum duraklamaları görülüyorsa altta yatan nedenin araştırılması gerekiyor

İSTANBUL (AA) - Medicana Ataköy Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Arzu Karaman Koç, horlamaya uykuda nefes durması, boğulur gibi uyanma ve gündüz aşırı uyku halinin eşlik etmesinin, uyku apnesi açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

SAĞLIK - 28-10-2026 11:09

Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Arzu Karaman Koç, uyku sırasında üst solunum yollarındaki yumuşak dokuların hava geçişi sırasında titreşmesiyle ortaya çıkan horlamanın, kış aylarında burun tıkanıklığına yol açan enfeksiyonlar ve alerjik hastalıklar nedeniyle belirginleşebildiğini aktardı.

Koç, "Ancak horlama şikayetinin yalnızca mevsimsel bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektir. Burun içindeki yapısal bozukluklar, yumuşak damak ve dil kökü bölgesindeki darlıklar, fazla kilo ve uyku pozisyonu da horlamaya neden olabilmektedir." değerlendirmesinde bulundu.

Burun mukozasında enfeksiyon veya alerji nedeniyle gelişen şişliğin hava geçişini zorlaştırabildiğini, bunun da uyku sırasında horlamayı artırabildiğini vurgulayan Koç, burun tıkanıklığının giderilmesinin bazı hastalarda horlamayı azaltabildiğini, şikayetin tıkanıklık geçtikten sonra da sürmesi halinde altta yatan nedenlerin araştırılması gerektiğini ifade etti.

Koç, burun tıkanıklığı nedeniyle rahat nefes alamayan kişilerde ağız solunumunun artabildiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Uyku sırasında kas tonusunun doğal olarak azalması da üst solunum yolunun daralmaya yatkın hale gelmesine neden oluyor. Bu durum, boğazdaki yumuşak dokuların titreşimini artırarak horlamayı belirginleştirebiliyor. Burun tıkanıklığı geçmesine rağmen horlama devam ediyorsa, özellikle de uykuda solunum duraklamaları görülüyorsa altta yatan nedenin araştırılması gerekiyor."

Koç, horlamaya uykuda nefes durması, boğulur gibi uyanma ve gündüz aşırı uyku halinin eşlik etmesi durumunun uyku apnesi açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Her horlayan kişide uyku apnesi görülmediğini hatırlatan Koç, bazı kişilerde belirgin bir solunum yolu tıkanıklığı olmadan da horlama oluşabildiğini aktardı.

Koç, tıkanma şeklindeki uyku apnesinde üst solunum yolunun uyku sırasında tekrarlayan biçimde daraldığını veya kapandığını, bunun hava akışının azalmasına ya da geçici olarak durmasına neden olabildiğini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Gece boyunca tekrarlayan solunum bozuklukları uyku bütünlüğünü bozabiliyor. Bunun sonucunda kişi sabah yorgun uyanabiliyor, gün içinde uyku hali ve dikkat sorunları yaşayabiliyor. Horlamanın yüksek sesli olması, kişinin uykuda nefesinin durduğunun gözlenmesi, boğulur gibi uyanma, sabah baş ağrısı, ağız kuruluğu ve dinlenmemiş uyanma, obstrüktif uyku apnesi açısından değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor. Tedavi edilmeyen uyku apnesi, yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıkları gibi sağlık sorunlarıyla da ilişkili olabiliyor."

- Solunum yolundaki darlık farklı bölgelerde oluşabiliyor

Koç, horlamanın nedeninin her hastada aynı olmadığını vurgulayarak, burun septumundaki eğrilikler, burun eti büyümesi, geniz bölgesindeki darlıklar, bademciklerin büyüklüğü, yumuşak damak ve dil kökü seviyesindeki sorunların solunumu etkileyebildiğini kaydetti.

Seçilmiş hastalarda uygulanan uyku endoskopisinin, üst solunum yolunun uyku benzeri koşullarda değerlendirilmesini sağladığını belirten Koç, işlem sırasında yumuşak damak, bademcik çevresi, dil kökü ve gırtlak girişindeki daralma veya kapanma biçimlerinin incelenebildiğini ifade etti.

Koç, özellikle cerrahi tedavinin düşünüldüğü uyku apnesi hastalarında uyku endoskopisinin, tıkanıklığın hangi seviyede ve nasıl oluştuğuna ilişkin ek bilgi sağlayabildiğine dikkati çekerek, "Ancak bu işlem tek başına uyku apnesi tanısı koymak veya hastalığın şiddetini belirlemek için yeterli değil. Bulguların uyku testi sonuçları, kulak burun boğaz muayenesi ve hastanın klinik durumuyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor." uyarısında bulundu.

Horlama tedavisinde herkese uygulanabilecek tek bir yöntem bulunmadığını vurgulayan Koç, tedavinin solunum bozukluğunun şiddetine, tıkanıklığın bulunduğu bölgeye, hastanın anatomik özelliklerine ve genel sağlık durumuna göre planlandığını kaydetti.

Koç, uygun hastalarda CPAP cihazının, basınçlı hava aracılığıyla üst solunum yolunun açık kalmasına yardımcı olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Alt çeneyi öne alan ağız içi apareyler de belirli hastalarda kullanılabiliyor. Cerrahi seçenekler ise tıkanıklığın yerine ve biçimine göre değerlendiriliyor. Burun içindeki yapısal sorunların düzeltilmesi burundan nefes almayı kolaylaştırabiliyor ve bazı hastalarda CPAP kullanımını destekleyebiliyor. Ancak tıkanıklık dil kökü veya yumuşak damak gibi başka bölgelerde de bulunuyorsa burun ameliyatı tek başına uyku apnesini ortadan kaldırmayabiliyor. Cerrahide ise yalnızca horlama sesine göre karar verilmemelidir. Bazen tedavi sonrasında horlama azalsa bile uyku apnesinin devam edip etmediği değerlendirilmelidir."

Soğuk havalarda horlamanın azaltılması için öncelikle burun tıkanıklığının nedeninin belirlenmesi gerektiğini aktaran Koç, serum fizyolojik içeren burun yıkama ürünleri veya spreylerin bazı kişilerde rahatlama sağlayabildiğini, alerjik rinit gibi durumlarda ise tedavinin hekim önerisiyle düzenlenmesi gerektiğinin altını çizdi.

Koç, burun açıcı spreylerin uzun süre ve kontrolsüz kullanılmasının burun tıkanıklığını artırabildiğine işaret ederek, "Sırt üstü yatmak bazı kişilerde horlamayı belirginleştirebildiği için yan yatmak yararlı olabiliyor. Fazla kilolu kişilerde kilo kontrolü, sigaradan uzak durulması ve özellikle yatmadan önce alkol tüketiminden kaçınılması da şikayetlerin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak bu önlemler, tanı konmuş uyku apnesinde gerekli tıbbi tedavinin yerini tutmuyor." değerlendirmesinde bulundu.

Günün Diğer Haberleri