Vakıftan yapılan açıklamaya göre, böbrek yetmezliği giderek büyüyen bir sağlık sorunu olmaya devam ederken, Türkiye'de yaklaşık 70 bin kişi bu hastalık nedeniyle diyaliz tedavisi görüyor.
Diyabet ve hipertansiyon, böbrek yetmezliğinin başlıca nedenleri arasında yer alırken, böbrek fonksiyonlarının geri dönüşümsüz olarak kaybedildiği durumlarda nakil, uygun hastalar için en başarılı tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor.
Ancak nakil bekleyen hasta sayısı ile gerçekleştirilen nakiller arasındaki fark, organ bağışının önemini ortaya koyuyor.
Geçen yıl Türkiye'de yaklaşık 14 bin kişi diyaliz tedavisine başlarken, aynı dönemde yaklaşık 3 bin kişiye böbrek nakli gerçekleştirildi. Diyaliz tedavisine ihtiyaç duyulmadan nakil yapılabilen hasta sayısı ise yaklaşık 1900'de kaldı.
Türkiye'de gerçekleştirilen yaklaşık 3 bin böbrek naklinin yalnızca 500'ünün beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden, yani kadavradan alınan organlarla yapılması, organ bağışının artırılması gerektiğini gösteriyor.
Nakillerin büyük çoğunluğu canlı vericilerden alınan organlarla gerçekleştirilirken, organ bağışı sisteminin gelişmiş olduğu ülkelerde bu işlemlerin yaklaşık yüzde 80'i kadavradan sağlanan organlarla yapılıyor.
Türkiye'de de canlı vericili nakiller başarıyla uygulanırken, her hastanın uygun bir canlı vericisi bulunmuyor.
Organ bağışı işlemleri artık e-Devlet ve e-Nabız üzerinden de gerçekleştirilebiliyor. 18 yaşını doldurmuş ve karar verme yeterliliğine sahip kişiler, dijital kanallardan organ bağışı beyanında bulunabiliyor.
Bağış kararının aile bireyleriyle paylaşılması ise beyin ölümü sonrasında yaşanabilecek süreçte kişinin isteğinin bilinmesi açısından önem taşıyor.
- "Yeni bir yaşam olanağı doğuyor"
Açıklamada görüşlerine yer verilen Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, organ bağışının toplumun tamamını ilgilendiren bir konu olduğuna dikkati çekti.
Erk, vakıf olarak kuruldukları günden bu yana organ bağışına büyük önem verdiklerini belirterek, "Bu konuda gerek halkımıza yönelik çalışmalarımız gerekse bilimsel toplantılarımızla organ bağışının önemini sürekli hatırlatıyoruz. Organ bağışı yalnızca bir organa ihtiyacı olan kişilerin değil, tüm Türkiye'nin konusu olmalı. Ancak bu bilinç toplumun tamamına yayıldığında daha fazla insana fayda sağlayabiliriz. Halkımızı organ bağışında bulunmaya davet ediyoruz." ifadelerini kullandı.
Türk Böbrek Vakfı Danışma Meclisi Üyesi Doç. Dr. Mert Altınel de böbrek yetmezliğinin gelişiminde diyabet ve hipertansiyonun belirleyici rolüne değindi.
Altınel, böbrek yetmezliği bulunan hastaların yüzde 42'sinde hastalığın nedeninin diyabet, yüzde 28'inde ise hipertansiyon olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Diyabete bağlı böbrek yetmezliği oranının 2024'te yüzde 38 iken 2025'te yüzde 42'ye yükseldiğini vurguluyoruz. Böbrek yetmezliğinin gelişmesini önlemek veya ilerlemesini yavaşlatmak çoğu zaman mümkün. Diyabet ve hipertansiyonun erken teşhisi ve düzenli takibinin yanı sıra sağlıklı beslenme, ideal kilonun korunması, fiziksel aktivite, sigaradan uzak durulması ve tuz tüketiminin azaltılması, böbrek sağlığının korunmasında önemli rol oynuyor."
Son dönem böbrek yetmezliğinde uygun hastalar için böbrek naklinin hem yaşam süresi hem de yaşam kalitesi açısından önemli avantajlar sağladığını aktaran Altınel, diyaliz hastalarının haftanın üç gününde yaklaşık dört saatlerini diyaliz merkezinde geçirmek zorunda kaldığını ifade etti.
Altınel, nakil olan hastaların ise iş ve sosyal yaşamlarını sürdürebildiğini ve seyahatlerine çok daha rahat devam edebildiğini belirterek, "Beslenme ve sıvı tüketimine ilişkin kısıtlamalar da nakil sonrasında belirgin ölçüde azalabiliyor. Organ bağışı konusunda beyin ölümü kavramının doğru anlaşılması gerekiyor. Beyin ölümü koma veya bitkisel hayat değil, beyin fonksiyonlarının geri dönüşümsüz olarak kaybolduğu ve tıbben ölümün gerçekleştiği durumdur. Tanı, organ nakli ekibinden bağımsız hekimler tarafından belirlenmiş tıbbi kriterler doğrultusunda konuluyor." değerlendirmesini yaptı.
- "Organ bağışı, nakil bekleyen hastalar açısından büyük önem taşıyor"
Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Demet Alaygut ise doğuştan nefrotik sendrom nedeniyle böbrekleri alınan ve diyaliz tedavisine başlayan bir hastasına, 40 aylıkken annesinden böbrek nakli yapıldığını aktardı.
Alaygut, henüz 40 günlükken takip etmeye başladığı hastanın tedavi sürecini anlatarak, böbrek naklinin çocuk hastaların yaşam kalitesi açısından önemine değindi.
Özellikle çocuklarda böbrek naklinin yalnızca yaşamın sürdürülmesini değil, büyüme, gelişme ve daha özgür bir çocukluk geçirme olanağını da beraberinde getirdiğini vurgulayan Alaygut, şunları kaydetti:
"Başarılı bir nakille çocuklar, diyalizin getirdiği kısıtlamalardan büyük ölçüde kurtularak okula, oyunlarına ve günlük yaşamlarına daha rahat katılabiliyor. Nakil sonrasında düzenli ilaç kullanımı ve ömür boyu tıbbi takip devam etse de çocuklar için yeni bir yaşam olanağı doğuyor. Her hastanın uygun bir canlı vericisi bulunamayabileceği için ölüm sonrası organ bağışı, nakil bekleyen hastalar açısından büyük önem taşıyor."